Zen Budizmi 5

Zen Budizmi, Nedir ?

Zen Budizmi , Budizm’in Mahayana kolu içinde doğmuştur. Diğer Budizm öğretilerinden, aydınlanma için yapılan meditasyona verdiği önemle ayrılır. Önce Hindistan’dan Çin’e ulaşmıştır ve burada Ch’an yani Zen adını almıştır. Çeşitli kollara ayrılarak Çin’in en büyük mezhebi durumuna gelmiştir. Kore ve Singapur’dan sonra 1191 yılında Japonya’ya ulaştığında Samuray kesimi tarafından çok rağbet görür. Bu dönem Japonya’nın kabuk değiştirdiği, Kamakura Shogun’luğunun yönetimi devir aldığı ilk Shogun’luk dönemine denk gelir. İmparatorun Şinto dininden kaynaklı tanrısallığından rahatsızlık duyan Shogunlar, imparatorun halk üzerindeki etkisini minimuma indirebilmek adına bu dinin yayılması için özel çaba sarf ederler.

Meditasyon anlamına gelmekte olan Zazen kelimesi öğreti Çin’den geçtiği için Ch’an yani Zen kelimesinden türetilmiştir. Mahayana Budizm’in ana öğretisinde olduğu gibi tüm insanların Buddha doğasına sahip bir şekilde doğdukları kabul edilir. Öğretide amaç bu Buddha doğasının meditasyonla ve ruhani farkındalık ile ortaya çıkarılmasıdır. Rinzai yani aniden aydınlanma ve Soto, aşamalı olarak aydınlanmayı kabul eden iki kola bölünmüştür.

Zen Budizm’inde herhangi bir kutsal kitabı yoktur, dini yazmaları çok yoğun bir şekilde takip etmez ayrıca dogmaları da yoktur. Amaç tüm tutkulardan koparak Gerçek Benliğe, aydınlanmaya yani Nirvana’ya ulaşmaktır. Kutsal Hint İncirinin altında aydınlanmaya ulaşan Buddha’nın Lotus duruşu adını almış oturuşunu örnek alır. Bu oturuş Zen öğretisindeki Zazen’in yani meditasyonun merkezinde yer almaktadır. Duruş biçiminden ellerin her türlü yerleşimine ve nefes alımına kadar yapılan her şey bilincin açık olmasına, tam uyanıklığa kısaca sınırsız farkındalığa yöneliktir. Zihinde olan bitenleri takip etmek, müdahale etmeden izlemek ve uyum meditasyon için çok önemlidir. Meditasyon ile Buddha’lığa ulaşılmaya çalışılmaz, Buddha olduğunun farkına varmaya çalışılır.

Zen Budizm’inde Buddha’nın kurtarıcı gücüne yalvarmak yerine, kişinin kurtuluşu kendi yaşamında araması böylece Buddha’nın aydınlanma sürecini kendi keşfetmesi beklenir. Zen Budizmi insana nasıl yaşayıp nasıl öleceğini öğretir. Ölüm sonrası ile ilgili hiç bir şey söylemez.

Zazen ile iç görü, sezgi ve şefkat uyandırılmaya çalışılır. Amaç bu duyguları uyandırıp kendi yarattığımız yargıların ve sınırların ötesine geçip bağımsızlığımıza ulaşmaktır. Her tür ön yargı ve tutkuyu gökte ayın parlaklığını görmemizi engelleyen bulutlar olarak nitelendirir.

Yazılı olmasa da Zazen yapmanın belirli kuralları vardır. Önce hiç bir şey düşünmemeyi becermek gerekir, sonra derin nefes alış verişleriyle zihin sakinleştirilir. Nefes alıp verme üzerine yoğunlaşınca zihin diğer tüm dünyevi düşüncelerden uzaklaşmayı iyice kolay bir şekilde yapar. Sonra nefes alış verişler esnasında zihne gelen düşünceleri izlemek gerekir, dalgınlığa düşmeden, zihne gelen düşünceleri kovmadan ya da tutmadan bilinçli bir şekilde bu düşünceleri takip etmek zihni tamamen boşaltacaktır.

Amaç Buddha’nın dediği gibi harici hiç bir şeyden destek almadan kendi kendinin ışığı olmalıdır insan. Buddha’nın sözleri iki yüzyıla yakın dilden dile aktarılmış sonra Pali Derlemeleri adı altında toplanmıştır.

Japonca Zen öğreten rahibe Sensei denir. Sensei’ler meditasyon boyunca yol gösterici olmak hariç Dharma’yı öğretmek zorundadır. Peki, nedir Dharma?

Dharma Buddha’ya göre dağlardan denizlere, insanlardan hayvanlara, aklınıza gelebilecek her şeyi  birleşerek oluşturan küçük parçalardır. Dünyayı oluşturan tüm etmenlere ve doğa yasalarına da Dharma diyebiliriz. Tüm varoluş küçük Dharmalardan oluşmuş şu an’ın görüntüsüdür. Oluşan ama vakti geldiğinde yok olan görüntüler. Yaşamda sürekli ve kalıcı herhangi bir şey yoktur. Dharmaların oluş ve yok oluş süreçleri ile her şeyin geçiciliğini içinde bulunduğumuz şimdiki an ile inceler Zen Budizm’i. Hayatın sürekli yinelenen şu anlardan oluştuğunu kabul eder. Etki ve tepki yasasıyla her şey birbirine bağlıdır. Kalıcı tek şey sürekli yinelenen bu varoluşta birbirine bağlılık yasasıdır.

Sensei’ler çıraklarına “Bilmek” kavramını öğretmeye çalışırlar. Bilmek tüm metinlerden yazılı kaynak ve kutsal kitaplardan ayrı bir şeydir.

Mantra Sanskritçe’de şiir anlamına gelmektedir. Meditasyonda kelimelerin yarattığı titreşimlerden faydalanıp daha yüksek bir bilince ulaşmak için kullanılır.

Zen Budizm’inde Buddha’nın dünya görüşü şöyledir: Dünya ne iyi ne de kötüdür, insanın mutluluğu ya da mutsuzluğu dünyayı olduğu şekilde kabullenmesi ya da kabullenememesine bağlıdır. Her şey gelir ve geçer, doğar ve ölür.

Zen Budizm’inde insan kendisinin araştırmacısıdır. Buddha’nın dediği gibi insan kendisi için gene kendisi ışık olmalıdır. Bugünkü yaşamımız dünkü düşüncelerimizin, yarın ki yaşamımızda bugünkü düşüncelerimizin eseri olacaktır. Yaşamımız ve yaşadıklarımız aklımızın eseridir. Hayatımızı zihnimiz yaratmaktadır. Kişinin kendisini ve tutkularını yenme adına harcadığı her an en büyük ibadettir. Zen zihnin başlangıcı olan gerçek zihindir ve şekilsizdir. Bir din değil yoldur. Bu yolda yolcu kendi kabını başkalarının düşünceleri ve sözlerinin tekrarı ile değil başkalarının düşünemediklerini düşünerek ve gerçekleştirerek doldurmaya çalışır. Çileci yaşam değildir yaşanması gereken, bunun yerine ne her tutkuya boyun eğen ne de kontrolsüzce mahrum bırakan orta yolu bulabilmiş bir yaşamdır amaç. Daha net bir şekilde insan gibi insana ulaşmak yoludur. Bu ancak soru sorarak mümkün olur. Kurtuluş sadece bilgi ve felsefede değil sezginin de güçlenmesine bağlıdır.

Bağdaş kurup boş oturarak değildir ulaşılacak aydınlanma. Yolcu yolunda her geçtiği yeri tanır, tüm öğreti ve inanışları araştırır. Sayısız pencereden bakarak dünyayı ve doğayı anlamaya çalışır. Zen insanın kendisiyle birlik olmasını bunu yaparken doğaya dönmesini ister. Bir yaprağın ardındaki dünyaları görmektir amaç.

Japonlar için Zen, Samuray ruhunun büyük barış döneminde ortaya çıkardığı ikebananın, çay seremonisinin, tırmıkla düzenlenen Zen Bahçelerinin bel kemiğidir. Amaç hep ruha huzur ve sükunet vererek çok basit bir şeyden zevk almaktır ve bunu yaparken zihni boşaltmaktır.

Zen Budizmi Budizm’in güzelliğe duyarlı gözüdür. İnsan güzelliği 3. Gözü ile yaşar. Zen Budizmi ve sanat bu yüzden hep iç içedir.

Zen tapınakları Japonya’da simetrik bir planla yapılmıştır. Bir köprü aşılarak gidilir bu köprü dünyevi hayattan Buddha’nın maneviyatına geçmeyi sembolize eder. Tapınaklar genelde boyanmaz, ahşaptır ve yapımında çivi kullanılmaz.

Zen Budizmi için sanatçılık tanrısallığa eş değerdir. Tasvir edilen nesnenin ruhu anlatılmaya çalışılır. Zen sanatında sadelik önemlidir, her türlü gösterişten kaçınılmalıdır. Tasarlama evresi uzun hayata geçirme kısa sürer. Yıllarca bir çiçeği çiz. Çiçeği çizerken o kadar çok çiz ki  çiçek ol, sonra çiçek olduğunu unut ve akışına bırak. Bu evreye  çiçeğin Zen’i olmak denir.

Zen tapınaklarında en çok Daruma isimli kolsuz bacaksız iki gözünün yeri belli ama gözleri olmayan bir bebek satılır. Daruma Zen Budizm’inin kurucusu olarak kabul edilir. Çin’de Zen Budizm’inin gelişmesini sağlayan Hintlidir. 9 yıl hiç gözlerini kırpmadan bir mağarada meditasyon yapmış, bunu yapabilmek içinde göz kapaklarını kesmiştir. Yere düşen göz kapaklarının yeşil çay bitkisini fışkırttığı efsanesi dilden dile anlatılır. Daruma bebekleri alındıktan sonra önce dilek tutulup bir göz çizilir. Daruma’nın ikinci gözüme kavuşmak için sizin dileğinizi yerine getirdiğine inanılır. Dilek gerçekleşince ikinci gözde çizilip Daruma huzura kavuşturulur.

Japonya ile ilgili diğer yazılar için tıklayınız

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.