Samuray 3

Samuray, Ninja ve Harakiri

Meiji dönemiyle birlikte ortadan kalkmış olsa da, Samuraylık Japonya tarihi ile ilgili unutulmaz konulardan biridir. Bunda 1980’lerde ülkemizde yayınlanmış Shogun dizisi ve yakın dönemde çekilen Tom Cruise’ün başrolünü oynadığı Hollywood yapımı Son Samuray filminin etkisi büyüktür.

Japonya’yı gezerken bir çok yerde ilginç miğferleri, etekli zırhları ve sert yüz ifadeleri ile Samuray figürüne sıkça rastlarsınız. Bir ruha sahip olduğu düşünülen, dünyanın en öldürücü kılıcı katanalarla ilgili de sayısız efsane ve hikâye dinlersiniz.

Tarih boyunca Japonya’nın nüfusunun artmasıyla birlikte zaten az olan ekilebilir topraklara hâkim olmak da önem kazanmaya başlar. Bu durum, küçük derebeyliklerin doğmasına yol açan en önemli sebeptir.

9. yüzyılda iyice yaygınlaşmaya başlayan bu derebeyliklerinin güvenlik ve toprak kazanmak için yaptıkları saldırılarda ortaya çıkan askeri personel ihtiyacı samuraylardan oluşan ekiplerle çözülmeye başlayacaktır. Bu samuray ekipleri tarihte çok kısa bir süre sonra Daimyo adını alacak bölgesel derebeylerinin kendi ordularını oluşturması ve askeri yönetim olarak kabul edebileceğimiz Shogunluk dönemine geçişle sonuçlanır.

Samuraylık, savaşçının yolu anlamına gelen Bushido öğretisiyle eğitilmiş, Japon askerlerinin en soyluları için kullanılan özel bir sıfattır. Her asker samuray olamaz. Bushido öğretisinde bir savaşçı silah kullanmaktan korku ve acıyla baş etmeye kadar birçok konuda eğitilir. Bushido felsefesinde Samuraylar kendilerini işk önce ölüm korkusundan sıyırmayı öğrenirler. Bunu başardıktan sonra her şey daha kolaydır, savaşçı önce dinginlik  kazanır sonra da korkmadan ölümüne savaşacak cesareti kendinde bulur.

Samurayların ayrıca lider vasıflı olması da gerektiğinden eğitim düzeyleri de çok yüksektir. Bilgilidirler. Aynı zamanda sanat konusunda iddialıdırlar. Bir samurayın mutlaka sanatsal bir hobisi vardır. Yoğun savaş eğitiminden arta kalan zamanda resim yapar, şiir yazar ya da bir enstrüman çalarlar.

Aslında bu sanatsal açılım barış dönemi olarak kabul edilen Edo döneminde savaşmayan, adeta shogunluk tarafından aristokrat bir havaya büründürülen Samurayları biraz olsun uyuşturmak adına ezberlerine sokulmuş olsa da bu sayede Samuraylar Japon kültüründe romantik bir yere sahip olmuşlardır. Japonlar Samurayları Sakura ağacının çiçekleriyle sembolize ederler. Aynı açtıktan kısa süre sonra dökülen Sakura çiçekleri gibi Samuraylar’da hayat ve ölüm arasındaki ince çizgide her an ölecekmiş gibi yaşarlar.

Samurayların savaşta yenilince esir düşmek yerine intihar etmeleri, bizim harakiri olarak bildiğimiz ünlü intihar yöntemini de Japon kültürüne gene samuraylar döneminde dâhil etmiştir. Harakiri nin Japonca argo olması ve karın deşme anlamıyla bu kadar kutsal bir intihara gerekli değeri vermediğini düşünen Japonlar karın kesme anlamında Seppuku yu kullanmayı tercih ederler.

Savaşta gelip tarafın diğer tarafa seppuku izni vererek onurlandırması gerekir aksi davranış büyük bir aşağılamayı temsil eder.

Seppuku, yöneticisi gücünü kaybeden, savaşta yenilen, önemli bir hata yapmış samuraylara da lütfedilen onurlu bir ölüm şeklidir. Savaşçı haç şeklinde karnını yarıp iç organlarını çıkardıktan sonra ölür. Ama bu çok acı veren, uzun süren bir ölümdür, o yüzden en yakın arkadaşlarından bu ölüme yardım etmeleri beklenir. Kaishakunin adı verilen bu yakın arkadaş, seppuku yapan savaşçının acılarına, kafasını keserek son verecek kişidir.

Seppuku her ne kadar Meiji döneminde yasaklanmış olsa da günümüzde bile intihar bir başarısızlık ve hata sonrası Japon kültüründe önemli bir yer tutmaktadır.

Samuraylarla aynı dönemde yaşamış, çocukluğumuzdan itibaren, önce sempatik kaplumbağa halleriyle sonra da birçok uzak doğu filminde türlü türlü dövüş numaralarıyla hayatımıza girmiş olan Ninjalar ise Japonya’nın en gizemli konularından birini temsil eder.

Filmlerde gördüğümüz Ninja’lar sadece gözlerini açıkta bırakan kıyafetlerle görünmez olmalarından tutun da, ellerini kılıç gibi kullanmalarına, ya da bir kağıtla adam öldürmelerine kadar türlü fantastik savaş teknikleri kullanırlar. Uçmak ya da düz duvara tırmanmak gibi bir çok özellik de gene Ninjalara atfedilir.

Tarihsel gelişmeye baktığımızda Ninja kavramının, 17. Yüzyılda yani Edo döneminde Samurayken herhangi bir sebeple liderleri tarafından dışlanan savaşçıların hayatlarını sürdürebilmek adına kiralık katil ya da casus olarak derebeyleri adına çalışmaya başlamalarıyla ortaya çıktığını görürüz. Zaman içinde bu tarz savaşçılık Ninjutsu adında, anlamı gizli sanat demek olan günümüzde de varlığını hala devam ettiren bir öğretiye dönüşecektir.

Edo döneminde yaygınlaşmaya başlayan bildiğimiz gerilla savaşı eğitiminin ilk temelleri olarak da kabul edilebileceğimiz Ninjutsu öğretisi Samuraylık’tan ve toplumdan dışlanmış, kendisini sürekli gizlemek zorunda olan bir savaşçı için tüm hayatı boyu sürecek bir eğitimdir.

Ninjalar için verilen görevde önemli olanın görevin nasıl gerçekleştiği değil eksiksiz olarak gerçekleşmesidir. Ninja bunu yapabilmek adına her türlü ortamda hayatta kalmayı ve her şeyi bir savaş aleti olarak kullanabilme yetisini geliştirmeye çalışır. Samurayların değer verdiği onurlu savaş ya da düşmana saygı gibi motifler Ninjalar için önemli değildir. Asıl olan hedeftir.

Bu dövüş ve hayatta kalma sanatında 6. Hissi geliştirmek de ayrıca önemlidir. Ninja’ların sesleri hissedebilmek adına aylarca gözleri bağlı gezdiklerinden ya da karanlıkta görebilmek için haftalarca ışıksız bir yerde kapalı kaldıklarından bahsedilir.

Günümüzde biraz yumuşayan Ninjutsu öğretisi, vatanına bağlılıkla sevdiklerini korumayı düstur edinmiş bunu yaparken de her yolu kullanan bir öğreti olarak tarif edilmektedir.

Japonya hakkında diğer yazılar için tıklayınız

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.