Vigeland Parkı Oslo Norveç 4

Norveç, Kuzeyin Sakin Bekçisi

 

Norveç yolunda, uçağın Oslo hava limanına doğru alçalmasıyla bulutların altında gözükmeye başlayan karla kaplı küçük yerleşim yerleri Türkiye’nin yarı yüz ölçümüne sahip ama topu topu 5 milyon insana ev sahipliği yapan bu ülkede alışık olduğumuz kargaşadan uzak oldukça dingin bir 8 gün geçireceğimizin ilk işaretini veriyordu.

İniş sonrası kapılarının açılmasıyla içeri dolan soğuk hava ise, bahar sarhoşluğu yaşayan İstanbul’dan gelen bizler için hava koşullarının pek kolay olmayacağını hissettiriyordu.

Her ne kadar kıyafet olarak hazır olsak da, ilerleyen günlerde lahana gibi giyinip, girilen çıkılan mekanlarda sık sık üstümüzü çıkarıp tekrar giyinmenin, aslında ne kadar yorucu bir mesai olduğunu öğreneceğiz.

Ülke İskandinav ırkının tüm özelliklerini taşıyan bir nüfusa sahip. Norveçliler genel olarak uzun boylu açık tenli çokça da sarışın ve mavi gözlü.

Oslo turumuz esnasında bir aşk evliliği sonrası yolu bu ülkeye düşen, ülkede tek Türkçe dilinde lisanslı rehber Nilüfer Saetrevik yerel rehberliğimizi yapıyor.

Mart ayı başı olması günlerin yavaş yavaş uzaması anlamına gelse de Oslo için kış henüz bitmiş sayılmaz, sıcaklık gündüz 2-3 derece civarı gece ise -5 dereceyi buluyor.

Çatılar, parklar her yer bembeyaz. Hava limanından şehre kadar olan yaklaşık 45 dakikalık yolda sevgili Nilüfer bize bol bol tecrübelerini ve ikinci vatanı olmuş Norveç’i anlatıyor.

Oslo fiyordu adı verilen ve onlarca adadan oluşan denizin girintili bölgesinin en dibinde bulunan şehirdeki turumuz yakın dönemde yapılan modern opera binasıyla başlıyor.

İlginç bir medeniyet anlayışı var Norveçlilerin. Önce opera binasına ihtiyacımız var mı diye halk oylamasına varacak kadar ciddi çekişmeler 1999 yılında yapıma karar verilmesiyle son buluyor. 350 proje arasından seçilen bugünkü deniz kenarına kadar hafif bir eğimle  inen cam bina 2003 ‘te yapılmaya başlanıp 2007’de tamamlanıyor ve 2008’de ise açılışı yapılıyor.

İkinci durağımız Oslo Belediye binası. 1931’de yapımına başlanan ama 2. Dünya savaşı yüzünden ancak 1950’de tamamlanabilen iki büyük kuleye sahip ihtişamlı binanın bahçesinde Norveç kraliyet ailesinin sembolü olan kuğular bizi karşılıyor, aynı zamanda bahçedeki revakların altında asılı bulunan tahta kabartma panolarla Norveç’in mitolojik tarihinde bir gezinti yapmak oldukça keyifli.

Binaya istediğiniz gibi girebiliyor ve hatta meclis toplantılarını bile dinleyebiliyorsunuz.

Binanın asıl önemi ise Nobel Barış ödülünün verildiği yer olması.

Adını çok iyi bildiğimiz bu ödüllerle ilgili birçoğumuzun bilmediği önemli bir detay ise Oslo’da sadece Barış ödülünün verildiği. Diğer tüm Nobel ödülleri İsveç  Stockholm  şehrinin Belediye binasında verilmekte. Alfred Bernhard Nobel , 1833 yılında Stockholm’de doğan bir kimyacı. Babasının Rusya’daki fabrikası iflas edince İsveç’e dönüyor nitrogliserin imalatına başlıyor. 1864 yılında fabrikadaki bir patlama sonucu kardeşi ölüyor ve sonraki çalışmalarını bir teknede sürdürüyor. Sıvı nitrogliserini  güvenli bir halde depolayan dinamit lokumunu ve balistit adı verilen dumansız barutu bu teknede buluyor. 1896 yılında San Remo’da öldüğünde servetini kurduğu Nobel Vakfı’na bağışlayacak şekilde vasiyet bırakıyor .

İlk Nobel ödül dağıtımı , Alfred B. Nobel’in 5. ölüm yıl dönümünde , 10 Aralık 1901 tarihinde 5 dalda ( fizik, kimya, tıp, edebiyat ve barış ) yapılıyor. 1969 yılından itibaren İsveç Merkez Bankası ekonomi dalında da ödül vermeye başlayınca ödül sayısı 6 oluyor. Vasiyetnameye göre Nobel ödül dağıtımına üçü İsveç’te, biri Norveç’te bulunan 4 kurum karar veriyor. Ödül her dal için bir altın madalya ve yaklaşık 1 milyon dolar paradan oluşuyor. Barış ödülü kurum ya da bireylere, diğer tüm ödüller sadece bireylere verilebiliyor. Ölüler aday gösterilemiyor. Yalnız  aday gösterildikten sonra ölenler ödül alabiliyor. Ödül kararlarına kesinlikle itiraz edilemiyor. Ödüle layık kişi veya kurum bulunamaması halinde ise ödüller ertelenebiliyor. Barış ödülü şimdiye kadar bir çok kez ertelenmiş. Aynı  kişi 1’den fazla ödül alabiliyor.

Oslo’nun bir diğer önemli cazibe merkezi ise dünyada eşi benzeri olmayan, Norveçli heykeltıraş Gustav Vigeland tarafından 10 yıllık bir çalışma sonucu 214 bronz ve granit heykel ile üzerinde üç boyutlu insan figürleri olan dökme demir kapılarla bezenmiş Frogner Park.

Halk arasında Vigeland Açık Hava Müzesi olarak da bilinen bu parkın içinde 850 metrelik bir yol üzerinde 24 saat ücretsiz gezebileceğiniz eserlerin tümü çıplak insan heykellerinden oluşuyor. Doğumdan ölüme insanın yaşadığı tüm evreleri ve duyguları betimleyen bu heykeller, belli bir ülke ve dönemi yansıtmayıp, evrensel olmak adına tamamen çıplak yapılmışlar. Bu heykeller yolun sonunda merdivenle çıkılan bir kaidenin ortasında duran 17 metrelik ve üzerinde yaşam savaşını temsil eden 121 insan figürünün bulunduğu Monolith ile son buluyor.

Vigeland’ın vasiyetine sadık kalan Oslo belediyesinin hiç bir şekilde eserlere ek yapmadığı bu park içinde kendi hayatımızdan kesitleri tüm sadeliği ile görüyoruz. Hayatın hangi evresinde olduğumuzu ve acımasız döngünün bizim ölümümüz sonrası çocuklarımız ve torunlarımız ile nasıl devam edeceğini bize tüm sadeliği ile gösteren eserleri yarısından sonra boğazımızda hafif bir yumru, gözlerimiz nemli geziyoruz.

Şehirdeki diğer önemli müze, Viking Gemileri müzesi. Oslo üniversitesi idaresindeki bu müzede 9 ve 12. Yüzyıllar arası kullanılmış Viking gemilerinden günümüze kalan daha doğrusu bulundukları batıktan uzun ve detaylı bir çalışma sonucu gün yüzüne çıkarılabilmiş gemilerden bir kaç örnek görebilirsiniz. Vikinglerin hiç kask takmadığını ve İstanbul’da ki Marmaray kazılarında bulunan gemilerle için Oslo Üniversitesinin bu Viking gemilerini çıkaran ekibinden yardım alındığını öğrenmek oldukça ilginç.

Her eserinden bir kaç tane yapmayı alışkanlık haline getirmiş ünlü ressam Edvard Munch’un Çığlık eseri ve daha bir çok eserini görmek isteyenler için şehrin merkezi kabul edilen Karl Johans Gate caddesinin bir arka paralelinde bulunan Norveç Ulusal Galerisi oldukça uygun bir giriş ücreti ile sanat düşkünlerine unutulmaz saatler vaat ediyor.

Günümüzü Norveç Ulusal Galerisine 100 metre uzaklıktaki otelimiz Thon Otel zincirine ait Bristol’de bitiriyoruz. Akşam yemeği öncesi kimimiz dinlenmeyi, kimimiz Norveç Kralı’nın yaşadığı saraya kadar uzanan Karl Johans caddesi üzerindeki kalabalığa karışmayı tercih ediyor. Meydana kurulmuş kış çadırlar ya da yol kenarındaki  kafelerden herhangi birinde Norveç’in patatesten yapılan yerel viskisi Akewitt’i tadabilmek gerçekten çok keyifli.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.