Koi 4

Koi Balıkları Karoshi ve Hikikomori

 

Japon, üniversite sonrası atıldığı iş hayatında ülkesi için en faydalı olmayı kendine hedef koyar. Japon için en önemli kıstas da  gene kendisidir.

Japon der ki: Eğer bir işi, herhangi biri yapabiliyorsa ben zaten yapmalıyım. Eğer bir şeyi hiç kimse yapamıyorsa ben, yapmalıyım!

Japonya’da birçok tapınağın içinde ya yapay gölde, ya da havuzlarda göreceğiniz kırmızı beyaz alacalı balıklar şayet yanınızda bir parça ekmek varsa neredeyse suyun dışına çıkarak o ekmek parçasını kapmaya çalışacaktır.

Atası sazandan türetilen ama onun gibi yeşil değil de kırmızı beyaz rengiyle çok zarif görünen bu balık Japonlar için oldukça önemlidir.

20 santimden uzun boyları ve vücutları jelimsi bir sıvı ile kaplı bu zarif balıklar tüm Japonlar tarafından sevgi ile beslenir. Yaklaşık 30 yıl yaşayan bu balığın en büyük özelliği nehirlerde akıntıya karşı yüzüyor olmasıdır. Koi balığı bu özelliği ile hayatta zorluklarla mücadeleyi ve azmi sembolize eder.

Kültüründeki bu hikâyeden çok etkilenmiş olan Japonların başarı için çılgınca, âdeta vücutlarını tüketircesine çalışması son 50 yılda ülkede ölümlere varan ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına yol açmıştır. 1982 yılından beri çok çalışmaya bağlı olarak gerçekleşen ani ölümler ülkede Karoshi terimiyle anılmaktadır. Hatta Japon sağlık bakanlığı Karoshi ile ilgili bir kitapçık yayınlayıp bir ölümün Karoshi sayılabilmesi için tam tanımını da yapmıştır. Bu tanıma göre ölüm öncesi 7 gün boyunca günde 16 saat çalışmak ya da ölüme kadar 24 saatten fazla çalışmak Karoshi sebebi sayılmaktadır. Yılda resmi rakamlara göre 30 civarı kabul edilen Karoshi sayısının resmi olmayan rakamlara göre binlerce olduğu düşünülmektedir.

Japonya’nın aşırı milliyetçi tutumunun her bireye yönelik yüksek beklentisi aslında daha okul çağında bir çok genci etkilemeye başlıyor. Çocuklara aşılanan çok çalışın iyi okuyun ki Japonya ilerlesin mantığı ile kodlanmış eğitim ve sınav stresinin yarattığı baskı sonucu gençlerin toplumdan kendilerini soyutlayıp her şeye  kendilerini kapatarak evlerindeki odalarından aylar boyu çıkmamaları sendromu ortaya çıkıyor. Japon psikiyatrlar tarafından sonucu Hikikomori ismi verilen bu sendromun kitapçığında ise bir gencin Hikikomori vakası olarak kabul edilebilmesi için en az 6 ay kendini dış dünyadan soyutlamış olması gerekiyor.

Aynı zamanda dünya intihar oranında da Japonya en yukarlarda yer alıyor.

Ülkede hal böyle olunca insanların bu yoğun çalışma temposu ve baskıdan kaçıp sığındıkları limanların başında son 50 yılda alkol gelmeye başlamış. Özellikle akşamları metro istasyonlarında ya da sokaklarda Japon ‘ya da hiç tahmin bile edemeyeceğiniz şekilde sağa sola uluorta tuvaletlerini yapan çok düzgün giyimli ama zil zurna sarhoş tipler görmeniz mümkün. Bunlara Japon polisinin ve halkın gösterdiği anlayış ise takdire şayan. Japonlara konuyla ilgili fikirleri sorulduğunda, sarhoşların dokunulmaz olduğunu, zavallı adamların kim bilir ne kadar çok çalışıp  bu strese dayanamayıp alkole sığındıklarını ve onlara kızgın olmadıklarını söyleyerek sizi şaşırtmaları da cabası.

Japonya ile ilgili diğer yazılar

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.