Katana 1

Katana’nın Ruhu

Katana

6. Yüzyılda Çin’le başlayan kültürel alışveriş Zen Budizm’i ve dini metinler sayesinde yazının Japonya’ya ulaşmasıyla iyice pekişmiştir. Bu dönemde Çin ile olan ilişkilerin bir diğer etkisi de Japon ustaların Çinli demir ustalarından kılıç yapmayı öğrenmesidir. Aynı dönemde ülkeye ulaşan Zen Budizm’i ve kılıç ile ilgili Japon kültüründeki şu özlü söz  dikkat çekicidir: Zen Budizm’i ile Kılıç aynı yolun yolcusudur, ikisi de ego’nun öldürülmesine uğraş verir.

Japonlar kılıç kelimesi yerine Katana kelimesini genel olarak kılıç manasında kullanmayı tercih ederler. Kısa yakın dövüş hançerlerinden uzun kılıçlara kadar bir kaç kategoriye ayrılan bu katanalar geleneklerine bağlılığı ile tanınan Japonların gönlünde oldukça önemli bir yere sahiptir.

Tanto kısa hançerler için kullanılan isimdir. Seppuku yapmak için bu hançerler kullanılır.

Chisa Katana’lar hançerlerin bir boy büyüğüdür ve yakın dövüşlerde kullanılır.

Katana ise sadece tek tarafı keskin hafif eğimli klasik Japon kılıcıdır. Boyu genelde kullananın boyuna göre yapıldığından 120 ile 130 santimetre arasındadır.

Japonlar yüzyıllar boyu herhangi bir yazılı kayıt tutmadan tamamen usta çırak ilişkisi ile bu kılıçları üretmişlerdir. Üretimde hala Çinli ustalardan öğrenilmiş metalin defalarca ısıtılma sonrası katlanması ve dövülmesi tekniği uygulanmaktadır.

Kılıcın yapımında 2 nokta çok önemlidir: Verilen eğim ve sertlik.

Tüm türlerinin yay gibi hafif eğimli olduğu Japon kılıçları, bu özellikleriyle düz olan Avrupa kılıçlarından ayrışırlar. Düz olan kılıçlar düşmanın hayati organlarına direk saplamaya yönelikken Japon savaş tekniğinde amaç yere paralel hareketle karşıdakini kesmeye çalışmaktır, ayrıca Japon kılıçlarına verilen eğim saplama hamlesinde de hedef tutturulabilsin diye çok fazla değildir.  Samuray savaş kültüründe katana hiç bir zaman sabit durmaz. Japonlar her daim havada hareket halinde olan katananın rüzgarının bile kestiğine inanırlar.

Hafif eğimli bir kılıç darbe esnasında oluşacak karşı kuvveti en aza indirip hareket kabiliyetini arttırır. Bu açıdan kısa süreli dövüşlerde düz kılıçlara göre oldukça üstündür. Savaşta iki samurayın ortalama dövüşünün bir dakika içinde birinin ölümüyle sonuçlanması beklenir.

Kılıçların sertliğini ayarlamak ise ayrı bir maharet gerektirir. Bir kılıcın keskin tarafının çok iyi kesecek kadar sert, düz tarafının ise darbeyi absorbe edecek kadar yumuşak olması gerekmektedir. İki tarafı da haftalarca  yüksek derecelerde dövülerek çelikten yapılan katana, direk soğutulduğunda kolay kırılmaktadır. Demirci ustaları bu sorunu aşmak için yaklaşık 100 senelik bir deneme yanılma süreci sonrası mükemmel bir teknik geliştirmişlerdir. Hızlı soğuyan çeliğin yavaş soğuyana göre daha sert olduğunu fark eden ustalar katanaya en son soğutma suyu verilmeden kılıcın keskin yüzeyini ince bir kat kille, arka tarafını ise daha kalın bir kil tabakasıyla kaplayıp suya sokarak iki tarafın farklı soğumasını sağlamışlardır. Bu yapım tekniği sayesinde ortaya çıkmış kesme gücü aşılabilmiş değildir.

Sadece cila ile bileylenen katanaların parlatma ve bilenme aşaması ayrı ustalar tarafından yapılır ve en uzun süren kısımdır. Büyük ustalık ve sabır gerektirir. Bir katananın parlaklığı ve keskinliğinin değeri üzerindeki etkisi büyüktür.

Katanaların yapımı bittikten sonra kabzası kedi balığı ya da köpek balığı derisi ile kaplanır. Bu deri ayrıca pamuklu bir kemer ile sarılarak düğümlenir.

Katana kabzasının altına yapıldığı maddenin türü ve yapılış biçimi kimlik olarak işlenir.

Katana belli bir ücret karşılığı yapılır ama her parası olan kılıç yaptıramaz. Samuraylar ve kılıç kullanma izni olanlar ancak bir katana sahibi olabilir. Kısaca katana kuşanabilmek için paranın yanında yetenek ve soyluluk da gerekmektedir.

Her zaman sağ el ile çekilen Katana keskin kenarı yukarı bakacak şekilde taşınır ki samuray kılıcı çektiği anda hamle yapabilsin. Katanaların iki el ile kullanılması esastır. Katana kınından çıktığında ona serçe parmak yön verir. Serçe parmağın kopması artık o samuray bir daha katana tutamayacak anlamına geldiği için toplum içinde bu samuray saygınlığını kaybetmiş sayılır ve oldukça gurur kırıcı bir durumdur.

Yakuza’ nın yani Japon mafyasının üyelerinden biri hata yapınca kişinin serce parmağını kesme alışkanlığı da katana kültüründen gelir.

Samuraylar iaijutsu adında bir de kılıç çekme sanatı geliştirmişlerdir.

Katanaların bir ruhu olması ve samurayın ruhunu temsil etmesi kavramı Tokugawa Shogunluğu döneminde başlamıştır. Bu dönemde kılıç önemli bir soyluluk sembolü haline gelmiş ve önemli ustaların yaptığı kılıçlara sahip olmak modası gelişmiştir.

Efendisiz kalmış, yani Ronin olmuş bir samurayın paraya ihtiyacı olduğu için kılıcını satması onu toplum gözünde daha da onursuz bir duruma düşürür bu savaşçıya ruhsuz denir.

Kılıcın bir misafirlikte nasıl durduğunun bile önemi vardır. Masada diz çökmüş bir samurayın katanasını kolay çekilebilecek bir şekilde koyması tehdit ve güvensizlik olarak algılanır.

Japonya hakkında diğer yazılar için tıklayınız

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.