Kanji

Japonca ve Kanji’den Günümüze Japon Yazısı

Son dönemde özellikle metro ve şehir merkezlerinde İngilizce ve Latin karakterleriyle yönlendirme görüyor olsak da Japonca ve Japon yazısı her zaman ülkeye ilk defa gelecek olanları korkutur. Bir de ülkede 3 tane alfabe kullanılıyor olması Japonlar için bile sorun yaratan bir durumdur.

Aslında ülkede uzun süre kalmayacaksanız Japonca konuşmayı ya da yazıları anlamak için kendinizi zorlamanıza gerek yok, çünkü yaşı 50 ve daha genç olan tüm Japonlar okul hayatları boyunca en az 6 sene İngilizce dersi görmüş ve İngilizceye de yeterli derecede hakim durumdadırlar.

Japonca günümüzde 130 milyondan fazla insanın kullandığı bir dildir. Japonlar etnik olarak Orta Asya’dan geldiklerini kabul etmek istemediklerinden dillerinin de Ural Altay dilleri benzeri olduğunu kabul etmezler ve Japonca için kökeni bilinmemekte deyip geçerler. Oysa Türkçe ve diğer Ural Altay dillerinde olduğu gibi cümle yapısında özne nesne ve yüklem sıralaması aynıdır.  Ayrıca tamlayan tamlanandan önce gelir.

Bugün kabul gören en aklı başında fikir Japonca’ nın milattan önce yaklaşık 3 binlerde Korece’den türediğidir.

Ses envanteri oldukça dar olan Japoncanın telaffuzu aynı bizdeki gibi hece sistemine dayalıdır. Tonlamalı bir vurgu sistemi vardır.

Bize en ilginç gelen detaylardan biri  -l harfinin ses sisteminde yer almamasıdır. L harfi yerine telaffuz edilen -r harfi bazen ciddi sıkıntılara yol açar.

Dil mantığı Türkçe ile aynı olduğu için bir Türk’ün Japonca ya da bir Japon’un Türkçe öğrenmesi kolaydır.

Cinsiyete göre kullanılan dil de kadın ve erkek dili birbirinden oldukça farklıdır.

Küçük bir ada ülkesi olmasına rağmen şive yönünden oldukça zengindir. Ana iki lehçe olan doğu ve batı şivesi birbirinden çok farklıdır.

Eski Japonca ile 17. yüzyıl itibariyle çağdaş Japonca adını alan dil arasında dilbilgisi ve dizilim olarak pek bir fark yoktur ancak kelime dağarcığı çok farklıdır. İlk dönemde Çince kelimelerden çok etkilenen dil 16. Yüzyılda Portekiz ve Hollandalı tüccarların gelişiyle, 19. Yüzyılda ise Avrupa ve özellikle Amerika ile kurulan ilişkiler sayesinde bu kültürlerden çokça kelime devşirmiştir.

Toplumun hiyerarşik yapısını yansıtan, karmaşık bir saygı ifade sistemine sahip Japon dilinin yaklaşık 3500 yıl boyunca sadece konuşma dili olarak kullanıldığı kabul edilir.

Japonlar milattan sonra 5. Yüzyılda Çin’den Budist rahipler tarafından getirilen Çince yazılı Budizm metinleri sayesinde, ideogram ya da sembol dediğimiz, sözcükleri harfleriyle değil çizimle tasvir etmek olarak da tanımlayabileceğimiz Kanji alfabesini dillerine adapte etmişlerdir. Kanji için alfabe demek çok doğru değildir, doğadaki şekillerin basite indirgenerek çizilmesidir. Kanjiler tek başına bir anlam ifade edebilecekleri gibi 2, 3 tanesi ve hatta daha çoğu yan yana konularak çeşitli kelimeler oluşturur. Sayıları 10 binleri geçen bu ideogramların hepsini öğrenmek mümkün değildir.

Yakın dönemde Kanji alfabesinde resmi bir sadeleşmeye gidilmiş, en çok kullanılan 1945 tanesi seçilerek Günlük Kullanım Kanjileri adı altında toplanmıştır. Bunlara 983 tane de kişi adlarında kullanılmak üzere uyarlanacaklar eklenip resmi bir Kanji listesi oluşturulmuştur.

Kanji Çince yazı karakterlerine Japoncada verilen isim olarak da anılır. Çince ile Japonca birbirine hiç benzemeyen bir dil olsa da ideogramların anlamı aynı olduğu için Çinlilerde Japonlarda diğer ülkede yazılı olanların gayet iyi anlarlar. Japonca’nın içindeki bir çok yabancı kelime de Çince ‘den geçmiştir.

Normalde okuma yazma aktivitelerinde beynin sol yanı, sanatsal faaliyetlerde ise sağ yanı kullanılır. Söz konusu, bazılarının 80 fırça darbesinden oluştuğu ve adeta resim çizer gibi yazılan Kanji olunca Japonların beyinlerinin her iki yanını da kullandıkları iddia edilir ve zekâ olarak gelişmiş olmaları ayrıca tasarım, çizgi film gibi konulardaki başarıları da bu alfabenin varlığına ve estetik zenginliğine atfedilir.

Japonya’da 8. yüzyıl başlarına gelindiğinde kadınların neredeyse hiç okuma yazma bilmediklerini görmekteyiz. Bunun sebebi Kanjinin ağırlıklı olarak diplomaside ve Budist Sutraları okumak için kullanılması ve kadınların da ne dini ne de diplomatik görevlerde yer almamasıdır.

8. yüzyılda Budist rahip zamanın ünlü kaligrafı Kobo-Daishi özellikle kadınların da kullanabilmesi için Kanjilerin hızlı yazımından, yani bir nevi sadeleştirilmesinden fonetik bir alfabe türetir. Kana adını alan bu alfabede şekiller genel olarak Kanjilerin en fazla 3 fırça darbesine indirgenmiş halidir.

Bu fonetik alfabenin zaman içinde Japonca kelimelerin yazımı için kullanılanına Hiragana, yabancı kökenli kelimeler için kullanılanına Katakana adı verilir.

Japoncayı yabancı kelimeler hariç sadece Hiragana ile de yazabilirsiniz.

Bu alfabe, 10. yüzyılda özellikle aristokrat çevrelerdeki kadınlar tarafından çok rağbet görür. Hatta 1010. yılında asil bir ailenin kızı olan ve sarayda Nedime olarak bulunan Murasaki Shikibu “Genji’nin Hikâyesi” adında dünyanın ilk romanı kabul edilen kitabı Hiragana’yı kullanarak yazar. O güne kadar resmi yazışma dili olarak kullanılan Kanji’ye karşı Hiragana’nın ilk zaferidir bu.

Meiji döneminde son sadeleştirmesi yapılan bu alfabede bugün 1 sesli 5 sessiz 40 tanede sesli sessiz olmak üzere 46 tane ana hece vardır. İki alfabede aynı sesler olup farklı karakterlerle yazılır.

Hiragana ve Katagana ile istenen her şeyin ifade ediliyor olması Japonların Kanjiyi kullanmasına engel değildir. Kanji Japonlara göre anlatılmak istenen kelimenin ruhunu çok daha iyi ifade etmektedir.

Japonca eskiden yukarıdan aşağı yazılırken şimdi genel olarak soldan sağa yazılır.

Japonya’da her ne kadar sadece 3 alfabeden bahsedilse de Romaji ya da Romanji denen Japoncanın Latin karakterleri ile yazıldığı bir dördüncü alfabe de günlük hayata girmeye başlamıştır. Bu alfabe son dönemde özellikle uluslararası yazışmalarda sıkça kullanılmaktadır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.