japon tarihi 3

Japon Gözüyle Japon Tarihi

Japonlar tarihlerini milattan önce 660 yılında İmparator Jimmu ile başlatırlar. Japonlara göre tarihlerini masal ya da efsane katmadan anlatmak mümkün değildir. Tarihçilerin aksine, Orta Asya’dan gelen bir kavim olduklarına, adalara Kore üzerinden indikleri gerçeğine şiddetle karşı çıkarlar, dillerinin Ural Altay grubunda olmasına ve morfolojik yapılarının çok benzemesine rağmen ilk İmparatorları Jimmu’nun Güneş tanrısının sol gözünden doğduğunu kabul ederler.

İmparator Jimmu ile başa geçen Yamato Hanedanlığı, tarih boyunca çeşitli zor dönemler geçirse de günümüze kadar devam edebilmiş kayıtlı 125 İmparator çıkarmış dünyanın en köklü ailesidir. Günümüzde 125. Japon İmparatoru Akihito 1989 yılından beri görevdedir.

Japonlar ilk 27 imparatorun sonrasında milattan sonra 6. Yüzyılda bir kraliyet sarayının yapıldığını ve ilk kalıcı başkent Nara şehrinin de bu kimliğe 8. Yüzyılda kavuştuğunu kabul ederler. İlk 28 imparatoru Japonlara sorarsanız, size bu imparatorları tanrıların insan kimliğine bürünme süreci olarak açıklarlar.

Bu dönemde Asya’dan Japonya’ya ulaşan Budizm soylular arasında ciddi ilgi çekmiş ve Şintoizm’ le olan bağlar zayıflamaya başlamıştır. Bu dönemde Nara şehrinde hala bugün bile ihtişamıyla bizi etkileyen tapınaklar yapılmıştır ki günümüzde varlığını sürdüren ahşap Horyu-ji tapınağı dünyanın en eski ahşap Budist tapınağı olma özelliğini korumaktadır.

Budizme karşı soyluların ilgisinin artması ile Budizm politik bir güç olma yoluna girince 50. Japon İmparatoru Kanmu başkenti Kyoto olarak değiştirmiş ve 1868 yılına kadar resmi başkent Kyoto olarak kalmıştır.

Heian yani Japonca Barış demek olan bu dönem tüm Japonlar tarafından İmparatorluğun en parlak dönemi olarak kabul edilir. Kyoto şehri kurulurken bile tüm incelikler hesaplanmış dağların yönü, nehrin akışı tinsel olarak hesaplandıktan sonra şehir kurulmuştur. Kyoto’ya geçildikten sonra Japon aristokrasisi kendini iyice sanat ve felsefeye konsantre etmiş Çin’den gelen Konfüçyüs felsefesi çok moda olmuştur. 11. Yüzyılın başında kadın yazar Murasaki tarafından yazılan ve dünyadaki ilk roman, ilk psikolojik hikaye, ilk bölüm bölüm yazılan roman olma özelliğini taşıyan Genji’ nin Hikayesi bu dönemin eseridir.

İmparatorluk ailesi Budizmi kendine tehlike görüp önlem alsa da, dikkat etmediği bir başka tehlike vardır. O da zenginleşen tüccar kesimin bir nevi koruma olarak beslediği Samuraylar ve bu Samurayların korumasıyla türeyen, dönemin güç dengesini de değiştirmeye başlayan Daimyo’lar yani Derebeyleri.  Bu derebeylikler ve aşiretler 11. Yüzyılda birbirleriyle savaşmaya başlayınca diğer tüm rakiplerini yenen Minamoto aşireti, yönetimi askeri yönetim olan Shogun’luğa yani Ordular komutanlığı  sistemine çevirir ve ülkeyi bu sistemle yönetmeye başlar. Böylece 1185 yılında Heian, yani Barış dönemi sona ermiş olur ve savaşan ülke dönemi başlar. Japonya tarihine yön verecek 3 askeri yönetimden ilki olan Minamoto aşireti Kamakura bölgesini başkent yaparak Kamakura  Shogunluğunu kurar.

Bu dönem boyunca Kamakura Shogunluğu her ne kadar İmparatora tanrısal kimliğinden dolayı dokunmayıp onu ve ailesini sembolik olarak Kyoto’da tutmuş olsa da, İmparatorun halk içindeki tanrısal gücünü azaltmak için Budizm’i  yaygınlaştırıp Şintoizm’i  geri plana atmayı, ciddi bir siyaset olarak kabul etmiştir.

Ülkedeki Shogun’luk 1338 yılında Muromachi aşiretine geçtikten sonra zayıflayarak 1573 yılına kadar devam eder. Bu dönemde Portekizlilerin ulaştığı Japonya ilk defa ateşli silahlarla ve Hristiyanlıkla tanışacaktır. 1573 sonrası ise Muromachi Shogunluğunun yıkılması sonrası yaklaşık 30 yıl ülkede kaos hüküm sürecek ve  Tokugawa aşireti sayesinde sonlanan bu kaosun ardından işler iyice karışacaktır.

Japonya ile ilgili diğer yazılar

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.