Japon bahçeleri

Japon Bahçeleri

Türkiye’de birçok ilde bulunan Türk Japon dostluğunun simgesi Japon bahçeleri, sadeliği ve inceliği temsil eden Zen Budizm’i içinde çok önemli bir yer tutar. Girdiğiniz andan çıktığınız ana kadar hiç bir şeyin gelişigüzel yerleştirilmediği bu bahçelerde gördüğünüz her şeyin temsil ettiği sembolizma doğrultusunda önemi ve olması gereken bir yeri vardır. Bu sayede bahçeler kendilerini gezenleri kısa bir süreliğine de olsa bu dünyadan uzaklaştırır ve insana doğayı hatırlatmayı amaç edinirler.

Japon tarihinde bahçe düzenlemesi ve gelişimi tamamen kayıt altındadır. İlk bahçe düzenlemesinin 6. Yüzyılda imparatorluk sarayında yapılan ve efsanevi Budist dağı Sumeru’yu tasvir eden düzenleme olduğu kabul edilmektedir. Bahçelerle ilgili ilk kitap 13. Yüzyılda yazılmıştır.

Edo dönemine kadar bahçe düzenleme işi ile meditasyona yardımcı olduğu için Budist rahipler uğraşmış ama Edo dönemiyle bu iş peyzaj mimarlarına devredilmiş ve böylece bahçeler din dışı kullanıma yani halka açılmıştır.

Günümüzde hala 11. ve 12. Yüzyıldan kalma bahçeleri bulabileceğimiz Japonya’da bu bahçeler 4 ana tarzda düzenlenir.

Japon bahçelerinin en bilinenleri Zen bahçesi denen kaya bahçeleridir. Karensansui olarak adlandırılan bu bahçe kompozisyonunda verilmek istenen anlama göre yerleştirilmiş büyük kayaların etrafında kum ya da çakıl bölüm, özel tırmıkla şekillendirilir. Yarattıkları meditasyona yönelik huzurlu ortam sayesinde genelde tapınaklar ya da manastırlarda bulunurlar.

Şinto inancına göre tanrıların ruhunu taşıyan kayalar bahçelerde her zaman tek sayıda bulundurulur.

Gezinti bahçesi adı verilen genelde kale, saray ya da konakların içinde bulunan bahçeler küçük tepeler köprüler ve göletlerden oluşur. Bütünü seyretmek için her durulacak ya da oturulacak yer ve buradan görülecek manzara özel olarak tasarlanır. Heian döneminde göletten kayıkla seyretme modası Edo döneminde tasarımın içinde yürüme ve oturma olarak değişmiştir.

Düz bahçeler zenginlerin evlerinde verandadan izlenebilecek şekilde yer yer çimli tepeciklerin çakıl taşlarla çevrildiği ve gene özel bir tırmıkla şekil verilen bahçelerdir.

Çay seremonisine gelen misafirlerin seremoninin yapılacağı binaya girmeden dinlendikleri sade huzur verici bahçeler ise çay bahçesi olarak adlandırılır.

Bahçenin bir büyüklük sınırı yoktur, Japonlar bir bahçe kedi alnı kadar bile olabilir derler ve sıklıkla evlerinde lake bir tepsi içinde kum ve çakıl taşı bulundurarak bunla uğraşırlar. Bu minik bahçelere Bonseki denir.

Taş kullanılan Japon bahçeleri hariç tüm bahçe tasarımlarında deniz, ya da göl en önemli ilham kaynağıdır.

İnsanın doğumundan ölümüne kadar geçen süreyi temsil eden akarsular bahçeler için önemidir. Peyzaj mimarları bahçelerdeki göle dökülen, tepeciklerin arasından kıvrılarak geçen bir akarsuyu her zaman tasarımlarına eklerler. Su doğudan batıya akar ve tüm kötülükleri götürerek ev sahibine bahşedilen uzun bir ömrü simgeler.

Japon bahçeleri nin olmazsa olmaz dekoratif öğeleri vardır.

Sekitoroo adı verilen taş fenerler ülkeye Budizm’le birlikte gelmiştir. Budist tapınakları önüne adak olarak konan taş fenerler Heian döneminde önce tüm kutsal mekânlara sonra da dekoratif olarak bahçelere girmiştir.

Bahçelerde bazen sayıları 3 ile 13 arası değişen taşlar üst üste konularak Sakitoo adı verilen kuleler oluşturulur ve 4 yöne Budist yazılar yazılır.

Kayalar ya da taşlar asla gelişigüzel yerleştirilmez. Şans getirdiğine inanılan Kaplumbağa ve Turna kuşu bahçelerde en çok kullanılan detaylardan biridir.

Bahçelerde ayrıca çay seremonileri düzenlenebilsin diye doğu kısmına dört sütun üstüne sivri çatılı Azumaya ismi verilen evler yapılır.

Japon bahçelerinin en güzel örneklerini Kyoto şehrinde bulabilirsiniz. Kyoto’da çeşitli bahçelerde sıklıkla Bonsai denen küçük ağaçlara da rastlarsınız.

Adını sıkça duyduğumuz Bonsai Japonların ağaçları evcilleştirme çabasından başka bir şey değildir. Çin’den 7. Yüzyıldan itibaren Japonya’ya gelmiş bu sanat tepsi anlamına gelen Bon ve bitki anlamındaki Sai kelimeleri kullanılarak ifade edilmiştir. Yıllar boyunca özenle budanarak minyatür bir ağaç haline getirilmiş dalları büyük bir sabır, sevgi ve emek ister. Bonsai sanatında yıllar sonra yaşlı ağaçların bilge görüntüsüne ulaşan yıllar öncenin küçük dal parçası öyle değerli ve kutsaldır ki babadan oğula miras kalır ve akıp giden zamanı simgeler.

Ülkede bitkilerle ilgili karşımıza çıkan bir diğer sanat da İkebana’dır. Vazo içinde çiçekleri yaprakları ve başka bitkilerini düzenlemeye verilen genel addır. Aslında 6. Yüzyıl civarı Budist rahiplerin sunularında kullandıkları çiçekleri düzenlemeye başlamasıyla ortaya çıkmıştır. Yerleştirme şekliyle insanı dünyayı ve cenneti temsil eder. Öğrenmek için gidilen okullar vardır ve Japon kültüründe önemli bir yer tutar. Çiçeklerin uzun süre dayanması için saplar ıslakken kesilip buharla bitkinin sapı körlenir.

Japonya hakkında diğer yazılar için tıklayınız

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.