Geyşa

Geyşa Nedir, Maiko Nedir

Geyşa kelimesi her zaman dünyanın ilgisini çekmiş Japonya’nın kapalı kutularından biridir.
Özellikle Arthur Golden’in 1997 yılında yayımladığı “Bir Geyşa ‘nın Anıları” romanı ve bu romanın 2005 yılında sinemaya uyarlanıp 3 Oscar alan filmi, konuya olan ilgiyi iyice arttırmıştır.

Dünya Geyşa sözcüğünü asıl İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan fakirlikte, ülkeye gelen yabancı askerlere fahişelerin kendilerini geyşa olarak pazarlamasıyla duymuştur. Bu dönem aynı zamanda bugün hala kafamızda bu kadınlarla ilgili oluşan soru işaretlerinin doğmasına da sebep olmuştur.

Geyşa sözcüğünü anlamak için Japon tarihinde Edo dönemi olarak anılan Tokugawa Shogunluğu bölümünü hatırlamak gerekir. Bu dönemde ülkedeki sınıf sistemi çok katı bir hal almıştır. Toplumun en üst seviyesini Samuraylar oluşturmakta, çiftçiler, zanaatkârlar ve tüccarlar sırasıyla bu kast sisteminde yerlerini almaktadırlar. Sınıflarına göre insanların yaşadıkları yerlerden eğlendikleri mekânlara kadar her şeyleri ayrıdır.

Bu dönemde en üst sınıfta yer alan Samuraylar, ülkede dışarıya kapalı olmaktan kaynaklı tam bir barış hüküm sürmekte olduğu için savaşamamışlar, genelde devlet işleri ya da sanatla ilgilenmişler, eğlenmek içinde bolca vakit bulmuşlardır.

Fahişelik Japonya’da tüm dünyada olduğu gibi her daim var olmuştur. Özellikle toplumsal yapı gereği evliliği bir formalite ya da çocuk yapma amacı olarak gören erkek, evlendiği kadının mükemmel anne ve ev kadını olmasını beklerken aşkı ve mutluluğu başka kollarda aramaktan çekinmez, karısı da buna pek ses etmez.

Durum günümüzde pek farklı değildir.

Edo dönemindeki sınıf farkından dolayı alt sınıflarla aynı mekânlara gidemeyen üst sınıf erkekleri eğlendirmek ve onlara iyi vakit geçirtmek için, güzellikleri yanında sanatsal konularda da yetenekli, entelektüel birikimi olan üst düzey fahişeler ortaya çıkar.

Pek bilinmese de ilk zamanlar Hokan adıyla anılan erkekler dans ederek ve çeşitli komik hikâyeler anlatarak üst sınıf erkeleri eğlendirmiştir. Edo döneminin ikinci yarısında Hokanların çektiği ilgiyi fark eden kadınlar aynı işi birazda cinsellik katarak yapmaya başlayınca Geyşalık kurumunun temelleri atılmış olur.

Köken olarak Japonca Gei ve Sha, yani sanat ve kişi kelimelerinin birleşmesinden oluşan Geyşa sözcüğü kısaca hoş vakit geçirten ama bunu yaparken de çeşitli sanat dallarını kullanan, enstrüman çalan ve entelektüel beklentileri doyuran kadın anlamına gelmektedir. Tokyo bölgesinde Geyşa, Kyoto bölgesinde ise Geyko kelimesi kullanılır.

Kendini geyşa olarak adlandıran ilk kadın 1750 yılında Tokyo’nun Fukagawa semtinden yaşayan Kikuya isimli bir fahişedir. Kikuya’nın 3 telli Japon gitarı Shamisen çalma ve şarkı söyleme konusundaki yeteneği kısa sürede dillere destan olur.

1800’lere gelindiğinde artık geyşalık oldukça popülerdir ve toplumda daha saygın bir konuma gelmiştir. Okiya denen evler küçük kızları ailelerinden satın almakta, yıllarca maiko olarak, yani çırak geyşa olarak deneyimli Geyşaların yanında yetiştirmektedir.

Geyşa isminin mükemmel kadın sıfatıyla özdeşleştiği bu yıllarda geyşalık kadınların yaptığı profesyonel bir iş olarak kabul edilmektedir. Geyşaların birlikte olacakları erkekleri seçme hakları, her parası olan erkeğin istediği geyşa ile birlikte olamayacağını bilmesi, kendilerine hep çok saygın davranılmasını sağlamıştır.

İyi bir Geyşa olmanın yolu genç, güzel olmanın yanı sıra, tatlı dilli, sanata ve enstrüman çalmaya yetenekli, bir kaç tür dans ve bir kaç makamda şarkı söylemeyi biliyor olmaktan geçmektedir.

Kızlar eğitimlerini tamamlayıp geyşa olma vasıflarına sahip olunca ilk erkekleriyle birlikte olmak için yapılan Mizuage isimli ilk gece töreninde büyük paralara bekâretleri satılır ve onları eğiten evlerce eğitim masraflarına mahsuben bu paraya el konurdu.

Geyşalık eğitimini tamamlayamayan ya da başarılı olamayan kızlar ise ikinci sınıf kulüplerde fahişelik yapma yolunda kariyerlerinde ilerlerlerdi.

Geyşalar duygularını yansıtmamak için beyaz makyaj yaparlar, el yapımı ve ipekten her mevsime göre farklı kimono giyerlerdi. Saçlarını ve sırttan bağlanan kemerlerini düzenlemek tam bir sanattı ve bu iş yardımcıları tarafından saatler boyu uğraşarak yapılırdı. Geyşaların saçları bozulmasın diye günlerce oturarak uyudukları bile rivayet edilmiştir.

Basit bir fahişeden geyşayı ayıran en bariz detay ise kimonolarındaki kuşağın bağlanma yönünde saklıdır. Fahişeler kemerlerini sıkça açıp kapama ihtiyacı duyduklarından göbekten, geyşalar ise neredeyse bir sanat icra edilmişçesine detaylı bir şekilde sırttan bağlarlardı.

Revaçta olan bir geyşanın genelde Danna adı verilen zengin, nüfuzlu bir koruyucusu olur cinsel olarak da ekonomik olarak da onun himayesine girerdi.

Geyşalar evlenmez çocuk sahibi olmazlardı. Bazen koruyucularının eşi ya da çocuklarıyla tanıştıkları bilinse de bir aileleri hiç bir zaman olmazdı.

Günümüz Japon Kültüründe

Günümüzde Geyşalık devam etse de 1959 yılında ülkede kabul edilen mecburi eğitim yasası genç kızların Geyşa eğitim evlerine alınmasını imkânsız hale getirmiştir. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı sırasında eksilen erkek nüfus yerine kadınların fabrikalarda çalışmaya başlaması bu sayının azalmasındaki en büyük etkendir.

1900’lerin başında 80 bin civarı olan sayıları ise günümüzde 1500’e kadar düşmüştür ve azalmaya devam etmektedir. Tokyoda hiç Geyşa kalmamıştır.

Bugün hala bir Geyşa görmek istiyorsanız yapmanız gereken Kyoto’da Gion bölgesinde özellikle öğleden sonra turlamak olacaktır. Yanlarında onlara yardım eden Maikoları ile dolaşan Geyşalara rastlamak gayet sıradandır. Bir Geyşa ile karşılıklı oturmak isterseniz  bir Çay Evine ya da bir restorana rezervasyon yaptırabilirsiniz. Gerçekten üst düzey müşterilere hizmet verenlerin dışında turistlere çay seremonisi yapan ya da turistlerle sohbet edip yemek yiyenlere kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Yalnız unutmamanız gereken bunun karşılığının günümüz şartlarında pek de ucuz olmadığıdır.

Japonya ile ilgili diğer yazılar için tıklayınız

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.