Yakuza

Bilinmezleriyle Yakuza

Her şeyin saat gibi işlediği, insanların işlerini büyük bir özveriyle yaptıkları Japonya gibi bir ülkede mafyanın bile sıradan olması düşünülemez. Japon mafyası namı diğer Yakuza, bugün alt örgütleriyle hala yaklaşık 60 bin kişinin dâhil olduğu düşünülen bir suç örgütüdür. Örgüt fuhuştan uyuşturucuya, kumardan borsa manipülasyonuna ve tefeciliğe kadar birçok yasa dışı yoldan para kazanmaktadır. Yakın dönemlerde devlet eliyle ciddi operasyonlar yapılsa da günümüzde Yakuza hala gücünü korumakta ve çalışma şekli, ritüelleri, elinde tuttuğu büyük güç ile dünyanın en gizemli yapılanmalarından biri olarak kabul edilmektedir.

Yakuza isminin kökeni Tokugawa Shogunluğu döneminde oynanan bir iskambil oyununa dayanır. Oicho-kabu isimli oyunu kazanmak için sonda elde kalan kâğıtların toplamının 9 olması gerekir. Eski Japoncada Ya sekizi, Kyu dokuzu, za ise üç rakamını temsil eder. Bu üç kart elinde kalan kişinin kartların toplamı 20 yani sıfır edecektir ve kaybeden olacaktır. Yakuza kelimesi de kaybeden anlamında kullanılmaktadır.

16. Yüzyılın sonunda Edo yönetiminin Samurayları pasifize etmesi sayesinde bir barış dönemi yaşanmış ama on binlerce Samuray’da Ronin konumuna düşmüştür. Bu Roninlerin oluşturduğu, çılgınlar ya da deliler olarak adlandırılan, farklı saç kesimleri ve çok parlak renkte kıyafetleriyle Kabuki-Mono isimli örgüt uzun bir süre şehirlerde terör estirerek halkın başına bela olmuştur. Yakuza, tarihini bu yüzyıla kadar götürür ve kendilerini bu Kabuki- Mono örgütüne karşı halkı korumak adına gene samuraylar tarafından kurulmuş kardeşlik örgütü Machi-Yokko’ların devamı olarak kabul eder. Böylece kendilerini sıradan insanlardan üstün ve adaleti sağlamaya çalışan şövalyeler olarak da tanımlarlar. Tarihte Machi-Yokkoların güvenliği ele aldıktan sonra bu işi haraç karşılığı yapmaya başladıkları ve özellikle kumar ve fuhuş sektörü olmak üzere kanunsuz işleri kontrol ettikleri bilinmekte olduğu için bu tez doğru kabul edilir.

Yakuza mensupları bağlılıklarını belirtmek için İrezumi adı verilen ve tüm vücutlarını kaplayan dövmeler yaptırıp birbirlerine de kardeş olarak hitap ederler.

Kadınların ağızlarını sıkı tutamayacakları ve erkeklere karşı aynı güçle karşılık veremeyecekleri düşünüldüğü için yakuza sadece erkeklerden oluşmaktadır. Yakuza Sicilya mafyası gibi bir organizasyon içindedir ve bir aile olarak kabul edilir. Bu bağlamda ailenin Oyabun adı verilen bir reisi ya da babası vardır. Feodal bir yapının gözlendiği bu ailede Oyabun’luk babadan oğula geçer. Babanın danışmanları vardır ki bunlar genelde adli sorunları ve mali sorunları gidermek adına avukat ya da müşavirler arasından en bilgili ve güvenilenlerden seçilir. Babanın altında danışmanların haricinde tüm işlerin idaresinden ve organizasyonundan sorumlu iki yönetici kardeş vardır. Yapı yönetici kardeşlere bağlı küçük kardeşlerle piramidal bir yapı şeklinde genişleyerek ilerler.

Aile içinde, yani yakuza da, selamlaşmadan konuşmaya, aile içi ilişkilerden eşlerle olan ilişkiye kadar her şey çok net kurallarla belirlenmiştir. En önemli kurallardan bazıları şu şekildedir:

İyi bir vatandaşı rahatsız etme.

Komşunun karısını rahatsız etme.

Çeteden para çalma.

Uyuşturucu kullanma.

Üstünden gelen emire sorgusuz itaat et.

Baba için ölmeyi ya da hapse girmeyi kabul et.

Hapiste asla konuşma.

Ayrıca aileye katılmak için bağlılığı ispat etmek gereken bir çıraklık döneminden geçmek gerekir. Aileye kabul edileceklere ay takvimine göre belirlenen bir tarihte kan bağı töreni gerçekleştirilir. Ağırlıklı Şintoizm izleri taşıyan törende kimono giymiş yeni kardeşler aile reisiyle birlikte bir salonda sessizlik içinde bardaklarını değiştirek sake içerler. Bu içilen sake aralarındaki kan bağının kurulmasını temsil eder. Törenin sonunda Baba kanunları tekrar hatırlatır ve yeni katılan kardeş bağlı bulunacağı büyük kardeşine teslim edilir. Artık bu günden sonra kazancının bir kısmını her ay düzenli olarak abisine teslim edecek ve ondan gelen tüm emirleri sorgusuz yapmaya başlayacaktır.

Şayet kardeşlerden biri ciddi bir hata yapar ya da ailenin kanunlarından birini çiğnerse Yubsitume denen özür ya da aileden çıkarma töreni yapılır. Hatasını fark eden kardeş babasından özür dilemek için küçük parmağını kesecek ve babaya sunacaktır. Bu parmağı sonra hep hatasını hatırlasın diye solüsyon içeren bir kavanozda ölene kadar saklamak zorundadır.

Eğer hata tekrarlanır ya da başka bir hata yapılırsa aile konseyi kararına göre ya diğer parmaklarından birini keserek devam edecek ya da aileden atılacaktır.

Japonya’da Yakuza’nın en büyük güce ulaştığı dönem 2. Dünya savaşı sonunda alınan mağlubiyet ve kaotik ortam sonrasıdır. Devletin kontrolünün kaybolduğu, Amerikan işgal kuvvetlerinin güvenlik için yeterli olmadığı bu dönemde ülkedeki kanun dışı pazar hızla büyümüş Kore ile Çin mafyaları ülkeye el atmaya başlamıştır. Bu durumu gören Yakuza daha seri bir yapılanmayla önce diğer mafyaları ülke dışına çıkarmış ve kısa sürede yaklaşık 200 bin üye ile 130 çeteye ulaşmıştır. Hızla büyüyen yakuza bu sefer 1960′ lı yıllarda kendi içinde alan hâkimiyet çekişmeleri yaşayacak ve politikaya bulaşacaktır. Yakuza 1980’lerde artık ülke için ciddi bir sorundur. Bu dönemde çeteler arası barışı sağlayan Japon Al Capone’u olarak anılan çete lideri Yoshio Kodama’dan sıkça bahsedilir.

1992 yılında ülkede çıkarılan çeteleri ve kara para aklamayı düzene sokmaya yönelik yasa, konuyla ilgili devlet tarafından alınan ilk ciddi tedbirdir. Kanunsuz işleri büyük cezalara tabii tutarak çete denen organizasyonları şirketleşmek zorunda bırakan bu yasa sonrası çete mensubu sayısının hızla düştüğü gözlemlenmiştir. Bu olumlu gelişmeler üzerine 2010 yılında sivil halkın kanunsuz çetelerle ilişkileri, buna verilecek cezalar, ayrıca bankalardaki müşterilerin paralarının kaynağının belli olmasıyla ilgili çıkarılan bir diğer yasada son kalan çeteleri iyice kıskaç altına alınmıştır.

Japonya hakkında diğer yazılar için tıklayınız

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.